ÜRETİCİLERİMİZİN
MARKALAŞMASI VE ZİNCİR MARKETLER
Zincir
marketlerle çalışmak, markalaşma yolunda ilerlemeye çalışan üretici
firmalarımız için hem bir fırsat hemde bir tehdit olarak algılanmalıdır.
Zincir marketler, özellikle uluslarası zincir marketler, kendi
sistemlerini, her yönüyle değerlendirerek koruma altına almak zorundadır.
Çünkü, zincir marketlerin maliyet yükü çok yüksek düzeydedir. En
ufak bir sistem bozukluğu, zincir marketlerin çok zor duruma düşmelerine
sebebiyet verebilir. Bu temel sebeplerden dolayı, zincir marketlerle çalışma
konusunda üreticilerimizin, çalışma sistemlerini çok iyi düzenlemiş
olmaları gerekmektedir. Bazı üretici firmalarımız zincir marketlere ürün
vermenin çok karlı olduğunu düşünüp bir anda zincir marketler aracılığı
ile markalaşabileceklerini zannedebilirler.
Çok
büyük olarak nitelediğimiz üretici firmalar bile kendi sistemlerdeki
aksaklıklardan dolayı zincir marketler karşısında zor durumda
kalabilmektedir. Bilhassa ürün kategorisi geniş olan üretici firmalarımız,
kendi sistemlerindeki yoğun bürokratik yapılanmadan dolayı büyük bir
valör kaybı yaşamaktadırlar. Üreticilerimiz kafasında “marka olmak için zincir marketlere ürün
vermek gereklidir” uzlaşısı hakim görünüyor. Pazarlama
gurusu Philip Kotler’in aşağıdaki sözlerini, üreticilerimizin mutlaka
dikkate alması gerekmektedir diye düşünüyorum. “Bir
marka, müşteri ile ürün arasında bir ilişkiyi ima eder. Müşterinin
beklediği bir dizi kalite ve hizmeti akla getirir. Markaya bağlılık, müşterilerin
beklentilerini yerine getirerek, hatta daha da iyisi, onları aşarak oluşturulur,
bu da , ‘müşterinin çok memnun olmasını sağlar’. Yukarıdaki
açıklamaya paralel olarak, üreticilerimiz, zincir marketlere ürün
vererek marka olma yolunu seçmek yerine, gerçek anlamda müşteri
memnuniyeti üzerinde odaklanırsa daha başarılı olacağı bir gerçektir. Buradaki
amacımız, zincir marketleri kötülemek veya zincir mağazalara mal satılmasın
mesajını vermek değil. Tam tersine, Türkiye’deki müteşebbislerimizin
de uluslararası zincir marketler gibi konumlanmalarını hatta Fransa’ya,
İsviçre’ye, Almanya’ya, uluslararası zincir marketlerin yaptığı
gibi mega marketler kurmalarını istiyoruz. Tabii ki bundan önce zincir
marketlere ürün veren firmalarımızı uluslararası sahada görmek
istiyoruz. Ama bu o kadar da kolay değil. Zaman ister, sabır ister. Ben, türk
müteşebbislerinde böyle güçlü bir potansiyel olduğu kanaatindeyim. Ayrıca,
zincir marketler, hızlı bir şekilde kendi market markalarını ortaya çıkartmaktadırlar.
Sundukları market markaları, zincir marketlere ürün tedarik eden veya
etmeyen tüm üretici işletmelerimiz için bir tehditdir. Bu tehdidin fırsata
dönüştürülmesi de işletmelerimizin elindedir. Bu konuda işletmelerimiz,
zincir marketlere taşeron ürün vermek yerine elini taşın altına koyup
markalaşma ve pazarlama planlamasına önem vermeyi yeğlemelidirler. Aksi
takdirde market markaları bir süre sonra taşeron tedarikçilerin ürettikleri
ürünleri de kendileri üretebilirler. Bunu yapmamaları içinde hiç bir
sebep yok. Bu nedenle, firmalarımızın en kısa zamanda bütünleşik
pazarlama ve müşteri tatmini yoluyla kar elde etme yolunu tercih edip
uygulamaları gerekmektedir. Büyük marketler bundan sonra ki dönemde daha da güçlenecekler. Bu güçlenmenin bir ayağı da bu dev zincirlerin birbirlerini almaları. Bu durum, perakendeciler için üretim yapan 1900’ün üzerinde işletmemizi yakından ilgilendiriyor. Eskiden birbirlerine rakip olan zincir marketler şimdi birleşerek daha güçlü konumlara gelmeye başladılar. Marka bilinirliği yolunda adım adım ilerleyen işletmelerimiz, kendilerine ait marka kimliğini tam oluşturmadan dev zincir marketlere taşeronluk yaparlarsa global pazarda büyük bir sıkıntıya düşebilirler. Bu dev marketler sermaye yönünden o kadar güçlüler ki bizim ürettiğimiz ürün tesislerini bile rahatlıkla kurabilirler. Değil bizim tesislerimizi kurmayı, kendilerine ürün tedarik eden, markalaşma sürecini tamamlamış yabancı üreticilerin bile tesislerini inşa edebilirler. Bunun için markalaşma sürecini gerçek anlamda tamamlayamamış firmaların, dev marketlere taşeronluk yapmadan önce bir daha oturup düşünmeleri gerekebilir. Ufuk
GERGERLİOĞLU
|