|
ARTIK KRİZ HEP VAR! Bir gün, rahatsızlığınız
artık endişe verecek boyuta vardığında, doktora gidersiniz. İşte o Tıpkı Türkiye’nin yaşadığı
bu krizde olduğu gibi! Bugüne kadar ekip çalışması,
yetki-sorumluluk problemleri, performans parametreleri, eğitimler,
kariyer planlamaları, organizasyon şemaları ve görev tanımları ile
haşır neşirken, birden “kriz geldi!” dediler ve herşey durdu. Önce
yatırımlar durdu, masraflar kısıldı, sonra işten çıkarmalar ve iş
aramalar başladı. İlgi alanımız artık tümüyle kriz ve etkileri
oldu. Aslında bu kriz ne ilkincisi,
ne de sonuncusu. Peter Drucker bilgi çağının gelişini bize müjdelerken,
beraberinde getireceği sorunları, belki pek o kadar yüksek sesle söylemedi.
Oysa şimdi, kaynakların kısa vadeli ve plansız kullanımı, iş ve
sosyal hayatta kuşakların yer değiştirmesi, hızla gelişen teknoloji
ve rekabet-müşteri memnuniyeti kurallarının yeniden yazılıyor olması
sonucu oluşan yeni ekonominin büyüme sancıları, krizin sosyo-ekonomik
boyutlarının katlanarak büyümesine yol açıyor. Bu krizin dört cephesi var.
Birinci cephede şirketlerin stratejik yönetim anlayışını, insan ve
maddi kaynaklarına yeterli düzeyde entegre edemediğini görüyoruz. İkinci
cephede çalışanların artık krizlerle dolu yeni bir döneme girildiğini
görmeleri gerektiğini anlıyoruz. Üçüncü
cephede insan kaynakları danışmanlık şirketlerinin sistem içerisindeki
önemini öğreniyoruz. Dördüncü cephede ise devletin, krizin
sosyo-ekonomik boyutuna, öncelikle sektörler bazında yaklaşması ve önlemleri
alması gerektiğini söylüyoruz. Şirketler stratejik yönetim
anlayışını, özellikle insan kaynaklarına entegre edemediler. Zira
bir reklam ya da IT yatırımı bütçesi gibi, ilk krizde tırpanlanan bütçelerin
arasına artık insan kaynakları da girdi. P&G’nin başkanı
Richard Deugree’nin 1947 yılında söyledikleri “Eğer paramızı,
binamızı, ürünlerimizi bize bırakıp, çalışanlarımızı alırsanız
şirket batar. Fakat bize çalışanları bırakıp parayı, binayı ve ürünlerin
hepsini alsanız, herşeyi on yıl içinde yeniden inşa edebiliriz”,
artık hayal olmuş durumda. Yönetici temini alanında çalışan
Korn/Ferry International Türkiye’nin verdiği bilgiler ise oldukça
dramatik. Şirketler gemiyi kurtaracak kaptan anlayışı içerisinde, bir
numaralı yönetici arayışını artırmışlar. Profesyonelleşemeyen yönetim,
oluşturulamamış kurum kültürü, unutulan çalışanlar ve aranan
liderler! Oysa Drucker’ın dediği gibi “Kim ekonominin iyileşmesiyle
şirketin büyümesine razı olursa, ayrıca onunla düşüşe de geçecektir”.
Sonuçta şiddetli bir değişim ortamında, şirketlerin stratejilere
gereksinimi vardır. Gerçekçi bir insan kaynakları yönetimi ise ancak
şirket stratejisi kapsamında oluşturulabilir ve insan kaynakları
biriminin strateji oluşturma süreci içerisinde mutlaka rol alması
gerekir. İnsan kaynaklarını seçerken bilimsel ve Türkiye’nin gerçeklerine
özgü –yurtdışından kopya olmayan- metodlar kullanması gereken şirketler,
kriz dönemlerine gelince, gerekirse eksik maaş, ücretsiz izin vb.
metodları da kullanarak, seçtiği ve yatırım yaptığı bu kaynakları,
mümkün olduğunca elde tutmak için çaba sarfetmelidir. Çalışanların cephesi ise
daha karışık. Bir yanda dışarıdaki fırtınayı dehşetle ve belki
de tam olarak anlayamadan seyreden yeni mezunlar (ya da mezun olmaya hazırlananlar),
bir yanda kuralları öğrenmeye (ya da koymaya) çalışan bir kaç yıllık
çalışanlar, bir yanda da başdöndürücü hızla gelişen teknolojik
trendlere yetişememekten ürkmeye başlayan eski çalışanlar var. Her
üç grubun da artık krizlere gebe bir döneme girildiğinin bilincinde
olması ve kariyer planlarını bizzat ve buna göre yeniden düzenlemeleri
gerekiyor. “Krizler, iyi yönetildiğinde fırsattır” deyimi artık
biraz aşınsa da, krizin bu bilgiye ulaşmamızı sağlaması açısından
bir fırsat olduğunu düşünebiliriz. Asıl gerçek ise yaşadığımızın
sadece bir kriz değil, bir transformasyon (dönüşüm) olduğu ve artık
kriz içinde yönetime odaklanmamız gerektiğidir. Çalışanlara öncelikli önerimiz,
stratejik olarak kendilerini bir şirket gibi düşünmeleri gerektiğidir.
Ancak böyle olursa Intel başkanı Andrew Grove’ın şirketler için
uyarıda bulunduğu ve krizleri işaret eden “stratejik dönüm
nokta”larına gelmeden önce önlemlerini alabilirler. Ancak böyle
olursa kendileri kıyaslayabilirler (benchmarking) ve sürekli gelişim içerisinde
olabilirler. Ancak böyle olursa kendilerini planlayıp, yaptıklarını
kontrol edip, iyileştirebilirler (Deming çevrimi). Sonuçta şirketler için
geçerli olan pek çok öneri, çalışanlar için de geçerlidir. Önerilerin
amacı, çalışanların profesyonel iş yaşamlarına katkıda
bulunabilecek bir çok şeyi şirketlerinden beklemeyip, eğitim, bilgi ve
becerilerin artırılması, çalışılan konunun dışında ek olarak
disiplinlerarası bilgilenme, self motivasyon vb. konularda bireysel çalışmalarda
bulunmalarını sağlamaktır. Yeni dönemde şirketlere uzun süre
sadakatle hizmet etmenin karşılığında iş güvencesi sözü verilmediğinden
çalışanlar, gelecek sigortalarını ancak entellektüel sermayelerini
artırarak yapabilirler. Son önerimiz ise yeni trendlerin takibi olacaktır.
Çünkü asıl umut oradadır. Drucker’a göre “Gerçekte yeni
teknoloji, yer değiştirmeler olmakla beraber daha fazla insana iş
verecektir. Ve en önemlisi bunlar daha ehil ve nitelikli insanlar olacaktır”.
Ancak yine Drucker’a göre 2.dünya savaşının sonundan 1980’li yılların
başlarına kadar 35 yıl boyunca geçerli olan kadrolarda üst kademe yöneticileri
ile profesyonellerin sayısının artışı trendi, şimdi tam ters yöne
dönmüştür. En çok personel artışı da, “yükselme yolu” açık
işler yerine, daha oldukça genç bir yaşta girip emekliliğine kadar
“yükselme imkanı olmadan” çalışılan işlerde olacaktır. Giderek
artan otomasyonun işsizliği getireceğini düşünenler için ise
Japonya’da Nec’in Saitama fabrikası başkanı Tomiaki Mizukami şöyle
demektedir: “Önce insan çalıştırmaktan vazgeçip robotları devreye
soktuk. Ama şimdi insan zekasından yararlanmak zorundayız. Robot
kullanmak iyiydi ama şimdi farkına varıyoruz ki insanlarla çalışmak
gerçekte daha hızlı oluyor.” Üçüncü cephede, krizle
birlikte sayıları giderek artan insan kaynakları danışmanlık şirketleri
bulunmaktadır. Teknolojik gelişmeleri giderek daha iyi kullanmaya başlayan
bu şirketlerin, fonksiyonel yeteneklerini de artırması beklenmektedir.
Her türlü cv’yi kapsamaktansa, belli sektör ve seviyelere yönelik
olarak uzmanlaşmalılar, headhunter’lık kavramını tam anlamıyla ve
her türlü iletişim ortamında gerçekleştirmeliler, istatistik ve
performanslarını belli kuruluşlar aracılığı ile kamuya periyodik
olarak yayınlamalılar. Dördüncü cephede bulunan
devletin, Almanya’nın 800.000 uzmana, ABD’nin %40’ı bilişimcilerden
oluşan 195.000 kişiye kapısını açmasının, Türkiye’de krize denk
gelmesinin sonuçlarını iyi değerlendirmesi gerekiyor. Neden Intel,
Microsoft, Cisco gibi bilişim devlerinin, bu sayısı artırmak için ABD
hükümetine baskı yaptıklarını da iyi düşünmesi gerekiyor. Aksi
halde ülkemizden oluşacak beyin göçünün ertesinde, dengeler eski
yerine oturduğunda, sanırım Hindistan’dan ithal meslektaşlarımızla
beraber aynı masalarda çalışırken, yurtdışında bulunan yakın
arkadaşlarımızla ancak mektuplaşıyor olacağız.
Devlet ayrıca IT, telekomünikasyon, finans, perakende, ilaç,
enerji, medya, gıda, inşaat gibi sektörleri iş gücü açısından özel
olarak ele alırken, Batı’nın çoktan yapmış olduğu “bilişim
becerileri açığı tablosu”nu kategoriler bazında (iletişim ağları,
uygulama yazılımları, istemci/sunucu ortamları vb.) ortaya çıkarmalıdır. Memet Özkan Yararlanılan kaynaklar: (1) P&G ile Kazanmak,
Charles L. Decker, Dünya Yayınları, Şubat 1999 (2) Yönetim Uygulaması, Peter
F. Drucker, İnkilap Kitapevi, 1996 (3) Yeni Dünyada Strateji ve Yönetim,
Prof. Dr. Arman Kırım, Sistem Yayıncılık, Mart 1999 (4) Saydam Düşünce, Ali
saydam, Marketing Türkiye, 1 Mayıs 2001 (5) Yönetim Uygulaması, Peter
F. Drucker, İnkilap Kitapevi, 1996 (6) Gelecek için Yönetim,
Peter F. Drucker, T. İş Bankası Kültür Yayınları (7) İş Dünyasında Bilgi Yönetimi,
Davenport & Prusak, Rota Yayınları Yazarın notu: Bu yazı, BT/Haber gazetesinin Eylül 2001, 334. sayısında yayınlanmıştır.
|