İÇİMİZDEN BİRİ-3

 

Lise yıllarım

 

Alışmaya çalıştığım bu devlet okulunda, öğrencilerle diyaloğum ne şekilde gerçekleşecekti acaba? Ayrıca burası küçük bir ilçeydi, okul dışında da her hareketim göze batıyordu.

İlk günlerde kızlarla aram pek iyi değildi, varlığım onları rahatsız etmişe benziyordu. Ama erkek arkadaşlarımla bir problem çıkmadı. Kızlar ve erkeler ayrı gruplar halindeydiler, bu çok tuhafıma gitmişti, sonuçta bu insanlar sınıf arkadaşıydı ve neden böyle bir kopukluk yaşanıyordu? Öncelikle bando ve voleybol takımına katılmış, kantinin idaresini üzerime almış, okulda bulunan bilimum faaliyetlere başvurmuştum. Folklor hariç, ilkokuldayken bir gösteri sırasında pisipisim ayağımdan çıkmış ve çok utanmıştım bu yüzden folklorden soğumuştum. Yaz aylarında eğlence yerlerinde ağabeyimle birlikte katıldığımız dans yarışmalarını bilen folklor grubundaki arkadaşlar, bunu da başarabileceğimi ve katılmamı istediklerini söylemişlerdi. Bu şekilde onu da kabul etmiştim.

Bu arada sınıfımızın en çalışkan kızı başkan, en konuşkan kızı da (ben) başkan yardımcısı olmuştum. Meliha çoğunlukla oturuyor, başkanlığı bana bırakıyordu, oldum olası kürsü olayını seviyordum bir kere ne yapayım. Kızlarla aramdaki buzlar da erimişti “hiç de anlattıkları gibi değilsin” diye itirafta bulunmuşlardı. Kimbilir neler anlatılmıştı ama hiç üzerinde durmamıştım, netice gayet iyiydi ve geçmişle uğraşmanın bir anlamı yoktu. Birkaç ay sonra sınıfta gözle görülür bir değişiklik olmuş, kızlarla erkekler kaynaşmışlar, öğretmenlerimle aramdaki gerginlik de sona ermişti. Hala hazır cevaptım, ama bunu saygısızlık olarak değil, haksızlığa tahammülüm olmadığı için yaptığımı anlamışlardı. Mantıksız ve gerekçesiz kurallara da dayanamıyordum. Bu okuldan zevk almaya başlamıştım ama Güneş’teki günlerimi de özlüyordum doğrusu.

Lise ikinci sınıfta derslerim oldukça başarılı gidiyordu, lise sonda ise sadece bir puanla teşekkürü kaçırdığımı çok sonra farketmiştim. Zaten bu tip şeyler de benim için hiç bir zaman önem taşımamıştı. Felsefe-Sosyoloji-Mantık öğretmeni aynı zamanda sınıf öğretmenimizdi ve beni çok severdi. “Her tenefüs öğretmenler odasında konuşulmayı nasıl başarıyorsun?” diye sorar ve bana havadisleri vermeyi de ihmal etmezdi. Fena mı olmuştu, okula hareket getirmiştim! Milli Güvenlik dersinde, öğretmen gelirken bir erkek öğrenci kapıdan koridoru gözleyerek hocanın gelişiyle birlikte “dikkaaat” diye bağırırdı. İkinci hafta bu işi de ben üstlenmiştim, ne eksiğim vardı! Bu sınıfın başkanlığını ben yapmıyor muyudum?

Sıra arkadaşım, çok iyi niyetli, oldukça ileri görüşlü, sonraları kankam olacak olan Yasemin’di. Derslerde hep muzurluk yapardık, çoğunlukla muzurlukları başlatan ben olmama rağmen yakalanan hep o olurdu. Bir gün tarih dersinde yine yerimizde duramadığımız bir anda, Yasemin suç üstü yakalandı, hoca dayanamayarak “seni Bolu’ya göndereceğim, orada muska yaptırırsın” demişti. Hadi muskayı anlamıştık da, neden Bolu, onu çözememiştik! Artık lise son sınıf öğrencisiydik ve okulun kapanmasına çok az bir zaman kala, Bolu’da üniversite öğrencisi olan ablamdan, tarih öğretmenimizin tayininin onların okuluna çıktığı haberini almıştım. Hoca derse girer girmez “hocam, muska mı yaptıracaksınız” demekten kendimi alamamıştım. Adamcağız bir yıl önce o sinirle söylemiş olduğu sözü nasıl hatırlasın, benimki de iş yani. “Bolu’ya tayininiz çıkmış da” diyerek açıklama yapmama rağmen yine de anımsatamamıştım. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, inanılmaz bir tarih kültürüne sahip olan öğretmenimiz, ayaklı kütüphane lakabına sahipti. Tuhaf huyları vardı ama biz onu olduğu gibi kabul etmiştik. Ders anlatırken zil çaldığında kapıya doğru yönelir, aynı koridorda bulunan öğretmenler odasına gidene dek, dersi anlatmaya devam ederdi (abartmıyorum).

Sonraki yıl ablamı ziyerete gittiğimde, misafir öğrenci olarak sınıflarına girmiştim. Tesadüf bu ya, ilk ders Tarih’di ve hoca sınıfa girdiğinde “bana hayır de… lütfen sen olmadığını söyle, hani sen üniversite okumamaya kararlıydın” diyen biri bana doğru yaklaşıyordu. “içiniz rahat olsun hocam, hala üniversite okumamakta kararlıyım, sistem değişmedikçe benim kararım da değişmeyecek” cevabını vererek onu biraz olsun rahatlatmıştım. Üç yıl boyunca benden neler çektiğini ve yaptığım bütün hınzırlıkları anlatmıştı sınıftakilere. Tüm bunlara rağmen, kendisi dahil bütün öğretmenlerim tarafında yine de sevildiğimi eklemeyi unutmamış, beni yerin dibine girmekten kurtarmıştı. Ders bitiminde yanıma gelerek, üniversite ile ilgili düşüncemi değiştirmeye çalışmış, “kendine yazık etme, iyi bir potansiyelin var bunu değerlendir, hatta öğretmenlik falan yap ki senin gibi öğrencilerin olsun tarzında esprili bir bedduayı da eklemeyi ihmal etmemişti.

Sınıf öğretmenim hemen her fırsatta bu konuda beni ikna etmeye çalışmış ama bir türlü başarılı olamamıştı. Hatta abartarak, benden okul çapında derece beklediğini söylemişti. Benden, hayatta ders çalışmak gibi bir alışkanlığı olmayan bir öğrenciden! Tamam, her konuşmaya hazır bir cevabım, aktivitelerde öncülük gibi bir yapım, özellikle deneyli derslerde ortalarda dolaşmak gibi özelliklerim olabilirdi, ama derece konusunda kesinlikle yanılıyor olmalıydı. Testlerde oldukça başarılı olduğum da bir gerçekti ama altıncı hissimin yardımıyla olduğu da ayrı bir gerçekti. Herşey bir tarafa böylesi bir sistemin içinde yer alma taraftarı değildim. Bu bozuk çarkın içine girmek kişiliğime son derece ters düşmekteydi (lütfen kızmayın bana, düşüncem bu). Nasıl olur da bir insanın geleceğini üç saatlik bir sınav belirleyebilirdi? Ya da bu sınavı atlattıktan sonra, hayatıma yön verecek olduğum okulda, öğrenmem gereken derslerin yerine hala genel kültür adı altında orta öğretime ait dersler, nasıl verilebilirdi? Madencilik fakültesinde okuyan bir insana, inkılap tarihi dersi göstermenin ne gibi bir mantıklı açıklaması olabilirdi? Asi yapım ve bütün bunları almayan mantığım beni bu kurumdan uzak tutmuştu. Orada da reform yapmaya kalkıp YÖK’le uğraşmaya hiç niyetim yoktu doğrusu!

Her günü ayrı bir hikaye konusu olmaya namzet okul yıllarım böylece sona ermiş, iş hayatına atılmıştım. Bakalım o koskoca dünyada, bu sivri dilli, haksızlığa tahammülü olmayan asi kızı neler bekliyordu?

 

Devam edecek…

 

Serap Naz BAŞAR

nazserap@yahoo.com